16 Şubat 2010 Salı

Övünmekte Haklıyız Çünkü Beşiktaşlıyız...#9 (s.294-311)

Devam ediyor... s.294-311

Övünmekte Haklıyız Çünkü Beşiktaşlıyız...#8

SonBarikat

Nihat'a Sahip Çıkmak

Bir Nihat Kahveci tepkisidir gidiyor ki, Beşiktaş adına, son zamanlarda anlam veremediğim, algılamakta zorlandığım birçok durumdan biri de bu.

“Bayrak adam” sıfatı aldı yürüdü ya epeydir, işte Beşiktaş taraftarının yıllardır aradığı bayrak adam Nihat Kahveci’dir. Bundan hiç şüphem yok, şüphesi olanı da anlamak mümkün değil.

Sergen, İlhan, Nouma... 5-6 altı sene öncesinde kalmış, hem gözümüze hem de gönlümüze hitap eden futbolcular. Daha eskilere ise hiç girmiyorum; MAFlı yıllar, hatta onlardan sonrası dahi bu yönden çok zengin. Doğa boşluk kaldırmazdan yola çıkarsak; öyle bir boşluk doğmuş ve öyle irinler doldurmuş ki o boşluğu, farkında bile olmamışız. Bugün tribünde Nihat’a ana avrat sövenleri başka bir tanıma oturtamıyorum.

Bir sürü bileşeni var bu yamulmanın elbette. Yönetim ayağı, endüstrileşme, yaşanan travmalar, toplumsal durum vs... Beşiktaş taraftarı bu faktörlerin etkisi altında mutasyona uğradı desek yeridir. Bu nedenle bizim gibilere Kibar Feyzo’muzun yazısında geçen bir “özkaynak” kelimesi bile yetiyor sevinmek için. Nihat’la kurduğumuz bağ da buradan kaynaklanıyor zaten...

Beşiktaş altyapısından yetenekli futbolcu çıksın, formasını ıslatsın, sahada hırsla mücadele etsin, arkadaşlarına kol kanat gersin istiyoruz. Ancak şartlar ortada, zor. Nihat ise son 10 yıl baz alındığında bu tanıma uyan tek oyuncu. Elbette Nihat’ın da hataları var. Formsuzluk her futbolcunun zaman zaman sorunu olabilir, ama sahada kendisini ön plana çıkartarak bencillik yapması ve hakemi aldatmaya yönelik hareketleri içimizi yakıyor. Maliyetini konuşmak ise konuyu saptırır; onu Demirören’i 3. kez başkanlığa layık gören Beşiktaş’ın asıl sahibi (!) kongre üyeleri değerlendirsin... Biz başka bir noktadan bakalım.
Nihat çocuk yaşta sırtına Beşiktaş formasını geçirip başarılı olduktan sonra Bilgili yönetimi onu Real Sociedad’a zorla sattığında gözyaşı dökmüştük; İspanya’yı golleriyle ayağa kaldırırken gurur duymuştuk Beşiktaşlı diye; transfer dedikoduları ayyuka çıktığında “kartalımız Nihat” demiştik, “Türkiye’de Beşiktaş’tan başka bir takımda oynamam” açıklamasını yaparken... 15-20 maçla mı kaybolur, unutulur bunlar? Bugünlerde geçerliliği olan tek bir duygu var tabii; kazanmaktan başkası yalan. Nihat tabelaya adını yazdıramadığı sürece de, maalesef korkunç bir hayaletten ibaret.
Medya denen çirkef deryasını geçtim, Beşiktaş taraftarının böyle davranması insanın zoruna gidiyor. Taraftar 37 yaşına gelmiş ama hala çaylak kaleciler gibi goller yiyen ruhsuz Rüştü’yü ıslıklayabilir, 3 senedir hiçbir şey oynamayan Delgado’yu yuhalayabilir, fakat kendi evladı Nihat’a 6-7 ayın sonunda bunları yapamaz, yapmamalı. Dışından, “taraftar haklı, kötü oynuyorum diye tepki gösterebilir” dese de, içinden kırıldığını hissediyorum Nihat’ın. Gaziantep’te olanlar ise bunun dışavurumu. Birçok değerin yitip gittiği, insanlığın unutulduğu, maddiyatın en ilkel haliyle hakim olduğu şu çağa ayak uyduruyoruz ve ona uygun bahaneler üretiyoruz ya, helal olsun bize diyorum. Belki bu kulüpten bir Nihat daha yetişmeyecek, farkında mıyız acaba?
SonBarikat


15 Şubat 2010 Pazartesi

5149 ve Bizler

Biliyorsunuz! Nasıl da kara bir sessizlikle kaplıdır seyircisiz oynama cezası verilmiş müsabakalar...

Nasıl da çirkin durur o vakit maçlar, gördünüz, gördük.

Peki, sizi, bizi “nasıl görüyorlar” acaba?

374 milyon 610 bin dolarlık ihalelerde, yolunacak kaz olarak görülenleriz bizler…
Siyasetçilerin, boyunlarına takımlarımızın atkılarını takıp mitingler ve gösteriler yaparak, seçimlerde oy potansiyeli olarak gördüklerindeniz…

Mecliste yumruk yumruğa kavga ve küfürde, dokunulmazlık zırhında olanların kanun koyuculuğunda, bedeline 30 lira ödediğimiz bilet ile girdiğimiz statta yaşanan, en ufak bir münakaşada “kavgaya sebebiyet vermekle” itham edilip, spor müsabakalarından asgari 6 ay men ve 1200 liralık da para cezası ile bedel ödettirilenleriz biz…


Stadyum localarında sınırsız alkol tüketimi güvenlik altına alınmışken, mahsus mahallerde alkol kullandık diye “potansiyel suçlu” gözü ile bakılanlarız bizler…

Tebliğ-tebellüğ edildikten sonra 7 ila 15 gün içinde, beyan edilen idari para cezası yatırılır ve mahkemeye müracaat edilir… Mahkeme sonuçlanıncaya kadar zaten ligler bitmiş, takımlar yeni transferlerini yapmış, hazırlık kampında maçlar bir diğerini takip etmektedir. “Biz bastık cezayı siz başınızın çaresine bakın” denmekte olanlarız bizler… Bilet kuyruklarında zapt-u rapt altına alınıp üstü arananlarız… İtilip kakılanlar, sonra bir daha üstü arananlar, her türlü sözlü sataşmaya maruz kalıp, psikolojik dehlizlere alınan, darp edilenleriz bizler…

En ufak bir hak-hukuk anımsatmasında, demoklesin kılıcı ile “5149 kere” boynu vurulup, maçların sonucunu nezarette öğrenenleriz...

Çoluk-çocuk, yaşlı-genç, kadın-erkek demeden, üzerlerimize namluların gölgesi düşer... Dört kişinin kolunda iken, beşincisinin postal izini yüzümüzde taşırız… Panzerlere kobay kılınan, biber gazı işkencesine reva görülenleriz…

Çıkan her sesin akordu, kendi seslerine uymadığı için böyledir bu... Tekel isçilerinin direnişine olan hasmane tutumun, “Dağılmazsanız üstünüze polis salarız” diyen “yakala kurt” komutundaki sesin, ta kendisidir uyulması istenen…
Bunca “şiddeti” ve “düzensizliği” uygulayanlar, şimdi de” spor müsabakalarında şiddetin ve düzensizliğin önlenmesi” için var olan kanunda, daha da sert tedbirlerin alınmasına yönelik düzenlemeler yaptılar...
İl Spor Güvenlik Kurulu toplanır;
“Sayın” olan hep vali yardımcısıdır... Sağlık İl Müdürlüğü’nden şube müdürü teşrif eder… Bir başka şube müdürü Gençlik Spor İl Müdürlüğü’nden gelir… Kolluk kuvvetlerinden polis şube müdürü, İl Jandarma’dan astsubay kolluklu gedikli gelir... Varsa Futbol Federasyonu’ndan bir yetkili, yoksa Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu Başkanı veya herhangi ‘biri’si vardır.
Peki ya biz? Bizim de söyleyeceklerimiz varken, bizler neden hep peşinen yasaklıyız?
SonBarikat








14 Şubat 2010 Pazar

Bir Aykırı Adam: İbrahim Üzülmez


Takımın en yaşlı futbolcusu.
Takımdaki en eski oyuncu.
2 senede bir yerine oyuncu alınan ama yerini kimseye kaptırmayan adam.
Orta açabilseydim Real Madrid'de oynardım diyecek kadar yeteneklerinin farkında olan.
Futbolcu olmasaydım işçi olurdum diyecek kadar da gerçekçi, tavrını çekinmeden ortaya koyan.
Akla gelen en önemli 3 maçı Barcelona-Galatasaray-Fenerbahçe.

Taraftar zaman zaman bazı oyuncuları takar kafasına. Üzülmez de düşük performans gösterdiği maçlarda fazlaca nasiplenir bu eleştirilerden. Dönüp oyununa bakar lakin. Taraftar ile birebir sürtüşme yaşamamıştır.

Futbolundaki en belirgin özellikleri yaldıra yaldıra soldan gitmesi ve bazı maçlarda takıma çok fazla faul kazandırmasıdır. En nadir özelliği ise sıfıra indiği zamanlarda açamadığı ortalardır. Asla bir klasik bek oyuncusu olmadığı gibi tam bir hücum bek oyuncusu da değildir yani.

Takımın en belirsiz futbolcusudur Üzülmez. Hangi maç ne yapacağını kestiremezsiniz. Bir bakarsınız sadece topu geri çekmek için kullandığı sağ ayağıyla gol atmış. Başka bir maçta adrese teslim orta açarak önemli bir asiste imza atar.

Başka bir İnönü akşamında topu rakipten kapar, kendi etrafında bir tur dönerek topu takım arkadaşına vermek isterken hatalı pas vererek rakibe atar. Rakipteki topa tekrar müdahale eder ve kazanır. 3 metre kadar topu sürerek sağ kanattaki arkadaşına uzun pas atar ama yine hatalı pas olmuştur ve top rakip takım oyuncusuna gider. Üzülmez'dir ne yapsa yeridir.

Üzülmez bu sene yeniden herkesi şaşırtıyor. İster tecrübe diyelim ister hırs. Takımdaki 10. senesine giren Üzülmez 1 ay sonra 36 yaşına girecek. Daha 5 sene oynamaya hevesli gibi terini akıtmaya devam ediyor. Yendiğimiz Gençlerbirliği maçının da yenildiğimiz Antep maçının da en iyi oynayan Beşiktaşlısı bana göre İbrahim Üzülmez'dir. Oynadığı kadar oynatmaya hevesli tavırları, sürekli takımı ateşlemeye çalışması bile yeterlidir.

Bir Figer'i bile olmayan, Dünya kupasında boy göstermeyecek olan, İspanya liginin tozunu attırma imkanı hiç olmamış-olmayacak olan, yaşı 21 olup kendini gösterme telaşı olmayan, 30'undan sonra futbolcu olan biri değildir Üzülmez.
Beşiktaş'ın işçisidir Deli İbo. Tulumu da forması.

Keşke herkes kendine biraz bakıp üzülse de ''Üzülmez'' olsa. Yenildiği maç sonu rakip takım oyuncularına gülücük atmayı değil layıkıyla oynamayı profesyonellik saysa. Keşke herkes biraz Deli olsa.

Takımın İçini Temizlesene


Geçen sezonun ikinci yarısından beri, her maç sonrasında aynı şeyleri konuşuyoruz. “Sıkıntı vermeye başladı artık” diyeli de çok oluyor. Antep maçındaki bitik ahval sıradan kötü oyunlarımızdan, mağlubiyetlerimizden olsaydı, şu maç üstüne iki kelam etmeye değmezdi. Ancak dünkü şuursuzluk, dezorganizasyon ve bazı futbolcuların yetersizliği her zamankinden farklıydı. Bu da bambaşka bir ortam hazırladı. Gaziantepspor ahım şahım bir oyun ortaya koymadı, ama o bile yetti Beşiktaş’ımı felç etmeye.

Takımı temizlemek dedik... Mustafa Denizli’den başlanabilir. Hocanın teknik direktörlükten çok idari işlerde başarılı ve teknik direktörlük anlayışının 20 sene evveli için ideal olduğu aşikar. Doğru dürüst bir oyun düzeni tutturulamamasını, günlük çarelere sığınılmasını, oyuncu seçimlerinde sürekli hata yapılmasını ve daha ötesi adam markajı yapan Beşiktaş formalı oyuncu görmek bıktırdı bizleri. Hocaya, kazandırdığı iki kupa için teşekkür edilip, güle güle denmenin vakti geldi de geçiyor.

Diğer bir zorunluluk: “Tecrübeli” bir kalecimiz var, evlere şenlik. Mahalle maçlarında bile kornerlerde ilk yaptığımız iş ön-arka direklere birilerini dikmekti. Dün ekstra bir vuruş gelmiş olabilir Deumi’den, fakat bu, Rüştü’nün hatasını mazur göstermez. Ön direkte biri olsa top duvardan geri dönecekti, bu kadar açık. Ali Sami Yen’deki facianın hatırası da hala taze. Maçtan sonra “profesyonel futbolcu” pozlarında çevresine gülücük saçması için ise söyleyecek söz bulmakta zorlanıyorum. Bir yanda sinirden, hırstan ve 90 küsur dakika koşup mücadele etmekten suratı kıpkırmızı olmuş bir emek abidesi, İbrahim Üzülmez; diğer yanda şuursuzluğun dibine vurmuş 35'ini geçmiş bir kaleci. Durum yoruma açık bile değil...

Ekrem... İyi niyetli, çalışkan, mücadeleci filan; severiz biz böyle oyuncuları, ama Baki’den tek farkı kafasında saç olması. Tello, Delgado, Tabata, Yusuf, Uğur, Serdar için ayrı ayrı cümleler kurmaya gerek yok. Katkısı olana eyvallah, ancak Beşiktaş'ın ihtiyaç duyduğu oyuncular bunlar değil. Nobre’nin adını da adet yerini bulsun diye sayıyorum. Nartallo gözümde ondan daha değerlidir, o kadarını diyeyim.

“Başkanın adı geçmedi” diyen de, başkanla beraber allaha havale.

Bukalemunlar İş Başında

KİMSİNİZ???

Üstünüze giydiğiniz "FORMA" mı?... Yoksa "BUKALEMUN DERİSİ mi?"Ne üstünüze giydiğiniz "forma"ya saygınız kalmış, ne "yaşadığınız şehre", ne de aleme tatava yaptığınız, etiket etiket kendinizi pazarlamaya çalıştığınız "TRİBÜN KÜLTÜRÜNE"...

Bu gün ANKARAGÜCÜ "etiketçileri", yine yeniden, defahatle gösterdikleri "MAŞA OLMAKTAN KENDİNİ ALAMAMA" vaziyetlerini, yutkunmak zorunda kalmıştır... Bunun "EYVALLAH"ını nasıl bir "ÇİĞLİK" ile kendilerinin midelerine sindirdikleri, garibimize giden bir durum olmaktan çok uzaktır....


Telekom maçında, "BUKALEMUN" misali "RENK" değiştirip, provakasyon örgütlemeye kalkan, kendini de tribün aleminin bilgili görgülü zevatları arasında "ETİKETLEMEYE" çaba gösteren "TETİKÇİLERİN", ağır "ŞIMARIKLIK FORMASINI" üstüne geçirmek zorunda kalmıştır Ankaragücü Tribünü...
Bunu kaldırabilenin, "öyle değil böyledir" yalpalarına gark olma eğiliminde savrulacakların, daha da ister sanal, ister banal alemlerde, kendilerine tribün açısından "KÜLTÜR ATEŞESİ" payesi biçme lüksü kalmamıştır....

Ey bu tribün aleminin cühela tayfası;
Bilin ki bugün, bu üstünüze geçirdiğiniz "FORMA GÖRÜNÜMLÜ PAÇAVRA ZİHNİYET", ANKARAGÜCÜ FORMASI değildir... !!!
Bu, size kardeşlik, size yalakalık, size mamacılık, size adamcılık şeklinde şırınga ile zerk edilen "KENDİNİN NE OLDUĞUNU ŞAŞIRMA" içgüdüsünün....,
....ve bunların arkasında olan...,
....ve kimin tarafından tutulduğu tarafımızdan bilinen "MAŞA SAPI ZİHNİYETİNİN"....,
....giymeniz için "dayattığı"....
...."BUKALEMUN DERİSİ"dir...


Bu aşağılık deriyi giymeye bugün yine utanmadınız... Ar damarınızın çatladığı yere, gittiniz "yine imzanızı attınız...
Bu dakikadan sonra daha da....,
....sitelerde forumlarda, yani "TRİBÜN KÜLTÜRÜ" aradığınız "SANAL MIZMIZLANMA DUVARLARINDA"...,
....millete kendinizi "ANLATMAYA" çalıştığınız günler çok geride kalacaktır....
Çünkü "KENDİMİZİ ANLATIYORUZ" diye yaktığınız ateşlerin dumanı tütüyor hala... ...Eskişehir'de "YAŞADIĞINIZ KAHPELİĞİN" üstündeki," DUMANLI REZİLLİĞİN" ateşini küllendiremediniz kimse nezdinde daha...
Bağırdığınız, "adamlık aradığınız" surlardan, kendinizi "aşağılara" atmaya devam ediyorsunuz.... Farkında bile değilsiniz....
Bu dakikadan sonra....;
Ne deseniz, nasıl savunsanız yaptığınız çiğlikleri, üstünüze "FORMA NİYETİNE" giydiğiniz "BUKALEMUN DERİSİNİN" kaşıntısını, alamayacaksınız vücudunuzdan...!!!
Bilin ki, herkes gibi "en yüksek perdeden böğürmeyeceğiz" yaptıklarınız nedeniyle...
Desek ki "aile tribünüydü" diye,
Diyeceksiniz ki "biz sporcu kızlarınıza bile saldırdık salya sümük, ne ailesi?".....
Desek ki, "salon sporlarında İstanbul'a gelmeye yeltenemiyorsan, kendi formanın olmadığı, ancak 'bukalemun derisi' giyerek var olabileceğin yerlerde ne arıyorsun" diye,
Diyeceksiniz ki, "şehrine adam sokmamaya yeminli salaklar, bizim 'maşanın ucunu' kendi mabadlarına bile sokacak durumdayken, "alemdeki etiket pazarlamamız" yüzünden, neyin 'formasını' soruyorsunuz?"...
Şimdi yutkunun ve bakın şu resimlere...

Ve unutmayın...
Yaptığınız çiğliği değil....,
....Çünkü bu yapıp da unuttuğunuz ilk "çiğlik" değil.....
ÜSTÜNÜZE "GİYDİĞİNİZİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ FORMAYI" UNUTMAYIN!!!...
Unuttuğunuz her anda "HATIRLATILACAKTIR"!!!....
Ama siz "UTANACAK MISINIZ?", asıl soru o dur....
Onu da "TRİBÜN KÜLTÜRÜ" aradığınız,
...."KENDİNİZİ ETİKETLEDİĞİNİZ",
...."sanal mızmızlanma duvarlarında" aramanız tavsiye edilecektir...!!!
Yoksa zaten "TRİBÜN OLARAK" var olmadığınız yerlere girme eğiliminizi, "yadırgamadığımızı" bilmenizi istiyoruz.... Defahatle şahit olduğumuz için, "yine ve yeniden"....!!!
Kafası güzelin..., "mamalanmışın"..., ....rakip "tribünü" geçtik..., "sadece seyirciyi - sadece sporcuyu" bile kovalama kolpalığına yattığı..., ...bunu da "ETİKET" diye..., ....kıç cebinin üstüne astığı..., ....bir "CAHİLİYE TRİBÜNÜNÜN"...,
....kaale alınacak bir yanı kalmamıştır... !!!
Üstünüze "SADECE VE SADECE" bu aşağıdaki formayı giymediğiniz..., ....her daim "BUKALEMUN DERİSİ" geçirdiğiniz zamanlarda....,
....ancak ve ancak rüzgarınızla "TOZ" kaldırabileceğinizi....,
...ama zamanı ve yeri geldiğinde de....,
"KAYAYA TOSLAYACAĞINIZI"....
"HATIRLATIRIZ" !!!
Tek cümleyle;
KİM OLDUĞUNUZA KARAR VERİN!!!

11 Şubat 2010 Perşembe

Bu Nasıl Bir "Spor Yazarlığı" Kültürüdür?



Günümüz Türkiye'sinde gün geçmiyor ki, çeşitli takım taraftarlarından az biraz donanımlısı, "spor yazarı" sıfatıyla köşelerinden mide bulandırıcı çıkışlar yapmasın... Daha geçen gün, kendini Galatasaray camiasının duayenlerinden olarak kayıt defterine yazdıran, Hınçal'ın pislediğinin dumanı tüterken yazmıştık anyayı konyayı.... Filhakika, yine aynı camiamızın içinde kendine bir duayenlik sıfatı türetmeye aday, bir başka "donanımlı" taraftar Levent Tüzemen, bıraktı pisliğini orta yere...

Diyor ki son yazısının girişinde;

"Mehmet Özdilek, (Şifo Mehmet) Beşiktaş'ta oynarken Galatasaray'a karşı en iyi futbolunu sergilemiş ve çoğu maçta da goller atmıştı. Şifo bu kez hoca olarak Galatasaray'ı kupada saf dışı bıraktı. Antalyaspor'u kutluyorum. Şifo, hoca olarak aynı başarıyı Beşiktaş'a karşı gösteremiyor. Belki de şansı tutmuyor."

Bu işleri sanırız üzüm üzüme baka baka kararır misali, Hınçal abisinin retoriğinden ders alarak gerçekleştiriyor... Cümle aralarında "tebrik ediyor", ama misal Mehmet Özdelik'in "Beşiktaş'tan bağımsız" şekilde edindiği şu andaki kariyerini çamurlamaktan alamıyor kendini... İçinden öyle geliyor... Çünkü kendini "Galatasaray Tribününden" bakarken buluyor yeşil sahalara...

Üstüne üstlük, bu kariyeri yerlere çarparken, "Beşiktaş'ta oynarken Galatasaraya attığı gollerin acısını çıkartmak" içgüdüsünden yola çıktığını da, saklama ihtiyacı hissetmeyecek kadar, ipi salıverilmiş gibi bir hareket içine giriyor....

Yetmiyor, Antalyasporu da kutlamayı ihmal etmiyor... Neden ? Çünkü iftira düzenini bu ayak olmadan tamamlamak istemiyor... Koca camiayı bir "tebrik" sözcüğünün arkasından, aşağılık bir suçlamanın kıyısına getirip bırakıyor... Diyor ki, "Antalyaspor'u kutluyorum. Şifo, hoca olarak aynı başarıyı Beşiktaş'a karşı gösteremiyor." Yani "Şifo, Beşiktaşta oynarken de Galatasarayın canını yakıyordu, şimdi ise Antalyasporun hocası olarak Beşiktaşa karşı özellikle başarılı olmazken, galatasaraya karşı başarılı oluyor" demeye getiriyor... Hem Beşiktaş'ı, hem Mehmet Özdilek'i, Hem de Antalyaspor camiasını, koordineli bir "şike" çetesi gibi algılamaya itme gayretini örgütlüyor cümlelerinde...

Halbuki bakın başka bir zamanda bir yerde yapılmış olan röportajında ne diyor bu tür durumlarla ilgili;

- Galatasaraylılık spor yazarlığınızı ve yorumculuğunuzu etkiliyor mu? Yazılarınızda ve yorumlarınızda; taraftar gözüyle mi yoksa bir olay, bir maç gözüyle mi bakıyorsunuz?

Ben meslek gereği yorumumu yapıyorum, yazılarımı yazıyorum. Tribün’de yer alırsam Galatasaraylı’lığımı doya doya yaşamak isterim. Ama bana öğretilenler doğrultusunda mesleğimi yaparken asla duygusallık içinde olmuyorum. Tarafsız yorum yaptığım Beşiktaş’lı ve Fenerbahçe’li sağduyu sahibi insanlar tarafından da dile getiriliyor. Sokakta karşılaştığım Beşiktaş’lı ve Fenerbahçe’li taraftarlar bu tarafsızlığımdan dolayı beni kutluyorlar. Asla bir amigo yazar olmadım, olmayı da düşünmüyorum. Ama gerçeklerle yüzleşmekten korkanlar, özellikle Galatasaray’ın dışındaki bazı fanatik taraftarlar takımları ile ilgili yaptığım yorumlara, fanatiklik ruhunda tepki gösterip, amigo suçlamasında bulunabiliyorlar ve bu da beni çok üzüyor. Çünkü meslek yaşamımda benim kişilere ve kurumlara karşı asla belden aşağıya vurduğum görülmemiştir. Zaman geliyor Galatasaray’ı da eleştiriyorum ama herşeyi ölçülü yapıyorum.

http://futbol.turksportal.net/makale/futbol/139/

"Adam"a sormazlar mı Levent Tüzemen;

Şimdi bu noktadan sonra nasıl kalkıp diyebilirsin ki "belden aşağı vurmuyorum" diye...

Hem Mehmet Özdilek'in "Beşiktaş'tan bağımsız olarak kazandığı kariyerini" yerlere vuracaksın bir yenilgi sonrası, Hem Beşiktaş'a vuracaksın bir şekilde "tarihteki galibiyetlerinizden kıl kapıyorum o yüzden yapıyorum bunları" iç güdünü yansıtarak, hem de Antalyaspor camiasını zan altında bırakabilecek bir aşağılık yaklaşıma girmekten alamayacaksın kendini...

Nasıl bir "ölçülülük" anlayışı bu ?

Kelimeleri özenle seçip, anlatmak istediği hain zihniyeti saklayabilme "ölçülülüğü" mü?

Sana da diyelim sözümüzü sayın Levent Tüzemen... Camianızdan Hınçal beye ara ara deriz, sana da diyelim...

Elinde kanıt olmadan sallayan adam ne yazardır, ne de spor insanıdır...

Kazım abi sağ olsaydı rahmetli, heralde size şöyle seslenirdi bu yazınızdan sonra;

Bu tarzda haber yapan insan yazar olamaz, olsa olsa "mahallenin dedikodu makinesi teyzelerine" eş değer sayılabilecek bir ucube zevat olabilir...

Tetikçiliğin de bir sınırı olmalı...

Değil mi sayın Tüzemen ?

SonBarikat

Ruhun Şad Olsun Pembe Hasan

Kış yağmurlarıyla birgün göçtün gittin,
İnanamadık Pembe Hasan abi.