Ne yaparlarsa yapsınlar, nerden ve nasıl saldırmış olurlarsa olsunlar, marşlarımızla, tezahüratlarımızla, atkılarımızla, formalarımızla, ruhumuzla, çoluğumuz-çocuğumuzla, inancımızla, çıkarsız aşkımızla, analarımızın duaları ile, yitirdiğimiz bedenler ile bezenmiş barikatı aşamayacaklar.
Onurumuzla, gururumuzla, Şerefimiz ve Hakkımızla hep var olmak için…
Son Barikatın Adıdır Beşiktaş
Gazetenin internet adresi www.milliyet.com.tr adresinde yayınlanan “Beşiktaş antrenmanında 'Yeter artık Carlos' sesleri “ adlı haberin bir bölümünde:
“Öte yandan geçtiğimiz sezon başı Beşiktaş'a transfer olan ancak beklenen performansı veremeyen Tabata'nın moral bozukluğu dikkat çekiyor. Kampın başından bu yana eğlenceli ve neşe içinde geçen antrenmanlarda mutsuzluğu göze çarpan Tabata'nın, bugün yapılan antrenmanda da asık suratı ve moralsiz hali dikkat çekti.”
Haberin altında, imzası olan Övünç Özdem'e sesleniyoruz. Tabata’nın hangi hal ve tavırları moralsiz olduğu izlenimini yaratmıştır? Bu duruma dair bildikleriniz var ise paylaşmanızı rica ederiz. İdman sırasında gülen ve gülmeyen oyuncular diye yeni bir haber başlığınız olacak mı? Beşiktaş’ın yeni kondisyoneri ve bu durumun idmanlara nasıl yansıdığına dair yaptığınız bu haberle, Tabata'da olduğunu iddia ettiğiniz moral bozukluğunu nasıl aynı konu içerisinde değerlendirmeye alabildiniz?Arasında nasıl bir bağ vardır?
Resmi sitemizde düzenli olarak Beşiktaşımız’ın yeni sezona dair kamp ve idman fotoğrafları yayınlanmaktadır. Tabata’ya zorla poz verdirilmedi ise halinden gayet memnun gözükmektedir. Milliyet gazetesinin moralden sorumlu çalışanlarına duyurulur.
SonBarikat
Son 2 fotoğraf, takımımızı Avusturya kampında yalnız bırakmayan Beşiktaşlı arkadaşımız Cihan Sabah'a aittir.
19 yıl aradan sonra Beşiktaşımız'a çifte kupa sevinci yaşatan "Beşiktaşlı" Mustafa Denizli'ye tüm emekleri için sonsuz teşekkürler. En kısa sürede sağlığına kavuşmasını temenni ettiğimiz hocamızı "Beşiktaşlı" Mustafa olarak uğurluyoruz.
"Gerçek Beşiktaş" Hentbol Takımımız'ın başarılı oyuncusu Ercan Aşıkoğlu baba oldu. Zeynep Alya ismi koyulan Yavru Kartalımız'a ailesi ile bitimsiz sağlık ve mutluluk diliyoruz.
Darbeli yılların baharlı günleriydi, ama hiçbir Beşiktaşlı kupaya aç değildi. Sevda doldukça taşıyordu ve yurdun dört bir tarafında Beşiktaşlılar çoğalıyordu. Profesörler, sosyologlar, psikologlar anlam veremiyordu bu çılgınca aşka... Tam 15 sene sonra gelen "şampiyonluk" sözcüğünü duyunca merak kapladı Kartal yüreğini ve biraz daha sokularak dudaklarının arasından çıkacak olanı özgürce bıraktı 5 yaşındaki çocuk; -Kerim abi, şampiyonluk ne demek? -Bizim sevgimizin yanında hiçbir şey demek...
Bizde Beşiktaşlılık Osmanlı Devleti'nin yönetim şekli gibiydi, babadan oğula geçerdi. İlk defa gidilen maçlarda her taraf, her tribün tarih kitabı gibi ezberlenirdi ve oradan çıkacak sorulara verilecek cevaplar hevesle beklenirdi... Kimisi benim gibi her hafta tuttururdu babasına "hadi yine gidelim o her tarafı SiyahBeyaz olan yere" diye; kimisi de senin gibi uyuyamazdı o gece, hiç bitmesin diye... Metin-Ali-Feyyaz-Şifo-Rıza varken Walsh ve Wilson'un oynaması gücüme giderdi. Ama ne de güzel koşardı Madida ve Ferdi... Şampiyonluk maçıydı yine birgün ve TRT canlı yayına bir saat önceden başlamıştı. 2-0 öne geçerken Galatasaray, gözyaşlarım geri kalırmıydı hiç... Yine de amcaoğluna güvenmiştim, 3-2 alacaktık bu maçı ve başka yolu yoktu. Hem almasak ne olurdu ki... Ha yüz damla gözyaşım, ha bir ömür süren Beşiktaşım... "Müsabaka sonuna kadar saklanacak" yazılı biletleri bugüne kadar saklayacak olanlar vardı aramızda ve tükürük köfte ile depozitolu şişe bira hep bizimle olmuştu, yine olacaktı. Kapalının göbeğinde ansızın "Beşiktaş sen bizim Allahımızsın" patlayacaktı 150 kişiyle. Sonra sessizliği fırsat bilen diğer binlercesi tekrar tekrar aynısını bağıracaktı. Beşiktaşlılığın neresi günahtı... Valencia maçı; hani Şifo'nun attığı golün verilmediği maç var ya, kapalıya çift turnike ile girdiğim ilk maçtı. Tabii üzerinde ortaokul üniforması varsa ve babandan izinsiz geldiysen onun tadı bambaşka... 3-0'lık Barcelona maçı ile aynı sene 2-0 kaybedilen Milan maçı arasındaki tek fark 3 puan. Taraftar aynı, mabette durduğun yer aynı, takım aynı, ruh aynı, Beşiktaş aynı be... Bir Denizli maçı olacaktı dakikalarca "Beşiktaşım benim" yapılan... Bir de Bursa maçı olacaktı yenilirken bile 25 dakika "aşığım sana doyamıyorum" söylenen... Deplasmanlar da bir başka güzeldi eskiden. Tribünde gördüğünü yolda giderken görmek daha farklıydı. İcabında ölümüne gidiyordun ve yanında bir başka ölüme giden... Yolluk parası olmayanın evinde yapıp getirdiği ekmek arası siyah zeytin beyaz peynir vardı. Otobüslerin dili olsa da konuşsa... Yapılan binlerce beste tribünde söylenmeden heba oldu gitti, yanarım da ona yanarım. Dışarıda yapılan dışarıda kalıyor, lakin ne yaparsın işte adı üstünde deplasman... Abilerimizin yeri de apayrıdır. Hele bir Optik vardı, ben böyle abi görmedim. Kocaeli'ye gidilirken emanet kontrolü yapacak kadar öğretmen; polisle çatışırken senin önüne atlayacak kadar abi; İnönü'ye bir minibüs kadar gelmiş olan Ankaragüçlüleri koruyacak kadar delikanlı; eksi derece Erzurum'a kendi imkanları ile giden tayfayı ısıtacak kadar yoldaştı o. Yılmaz abi bağırırdı kızardı ama şimdi gördük ki gerekli olan buymuş, eksikliği aranır olmuş. Sarı Murat daha çok susardı ama mevzu olduğunda en önde koşardı. Ankaralı Ayhan abimiz; çözüm odaklı sakin insan, çok kereler çok şey öğrendik, öğrettin. Biter mi Pembe Hasan'ın kahvehane arkalarında Galatasaray-Fenerbahçe maçında milletin gol diye bağırmasını engellemesi... Biter mi çArşı'nın yiğitleri Soner ve Berkan abilerimizin söyledikleri... Ya en delikanlı şehidimiz Oktay'ın atkısını alabildiler mi... Sabaha kadar say say bitmez Beşiktaş yiğitleri... Hiç maça gitmemiş hatta televizyonda maç izlememiş Beşiktaşlıyla, Beşiktaş'ı konuşabileceğinizi düşündünüz mü? Peki "abi imkanım olmadı ama ne farkeder ki, biz Beşiktaşlıyız renklerine aşık olmuşuz" diyebileceğini hiç düşündünüz mü? Anladım ki böyle yazsam sabaha kadar sürer gider, daha fazla kafanızı şişirmek istemiyorum ama Yüksel abinin cenazesinde 1000 kişi olsa daha iyi olurdu be... Zira yarın öbür gün Kuarezma geldiğinde havaalanında binlerce kişi olduğunu görünce çok zoruma gidecek... Yüreğinde gerçekten Beşiktaş sevgisini yaşatan ve Beşiktaşlılık değerlerine sahip çıkan Kartallara selam olsun istedim. Sevgili kardeşim Uğraş'ın güzel bestesi herşeyi o kadar güzel anlatıyor ki... Eyvallah...