Yıldırım Demirören etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yıldırım Demirören etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2011 Pazar

ŞEVKET BELGİN'İN MİRASI

Şevket Belgin

Başkan Yıldırım DEMİRÖREN, Mart 2010'da Beşiktaş dergisinden camiaya seslendiği yazısında;

"Sevgili Beşiktaşlılar,Yönetim Kurulumuz ile birlikte Beşiktaşımızı idari, mali, sportif anlamda en yükseğe taşıyacak, kalıcı eserler kazandıracak önemli projeleri hayata geçirmek için şevkle, heyecanla, gece gündüz çalışıyoruz.

Kulübümüze Beşiktaş Üniversitesi`ni kazandırmak, değerli büyüğümüz Şevket BELGİN adına bir tesis yaparak, hem onun ismini ölümsüz kılmak hem de vasiyetini yerine getirmek, yine kıymetli büyüğümüz Şan ÖKTEN`in ismini taşıyan tesislerimizi tamamen yenilemek için çalışmalarımızı başlatık. Bu eserleri tek tek hayata geçireceğiz."

diyordu...



Aradan tam dokuz ay geçti... Mehşur "istişare heyetleri" neler yaptı-yapamadı bilemiyorum... Lakin gördüğüm ve her gördüğümde yüreğimi acıtan "Şan ÖKTEN Tesisleri" nin durumu ortada... Bir zamanlar Futbol A takımımızın kamplarını yaptığı tesis, tek kelime ile dökülüyor ve çocuklarımız Beşiktaşın geleceği dediğimiz "özkaynak" tan gelen gençlerimiz halen konteynerlarda soyunup giyiniyorlar...

Fulya Projesi yapım aşamasında söylenen onca söz havada kalmış görünüyor...

Beşiktaş Dergisi mart sayısında rahmetli Şevket BELGİN`e 5 sayfa yer ayrılmıştı... O sayfalarda deniyordu ki "Şevket BELGİN`in adı ölümsüzleşiyor"... Sonra yıllardır her kongre öncesi gördüğümüz stad maketlerinin bir benzeri, bir spor salonu resmi , üzerinde "BJK ŞEVKET BELGİN SPOR SALONU" yazıyor, her sayfada ayrı bir açıdan verilmiş bir resim ...


Şevket BELGİN, 17 Ağustos 2001 yılında aramızdan ayrıldı... Giderken de "Benim tek evladım ve varisim Beşiktaş`tır... Ben öldükten sonra her şeyimi kulübe bırakacağım" der...

Evet rahmetlinin "herşeyi" bir daire midir bilinmez ama Kadıköy, Göztepe'deki dairesinin satışından 860 bin TL. Sayın Hüsnü Güreli tarafından Beşiktaşımıza teslim edilir...


Tesis, sporun olmazsa olmaz parçalarındandır... Bunu da en iyi bilenlerden biri olan, sporun içinden gelmiş ve yıllarca idarecilik yapmış rahmetli Şevket BELGİN, evini "tesis yaptırılması şartıyla" Beşiktaş Jimnastik Kulübü`ne bıraktı...

Bırakın alt yapıları A Takımlar seviyesinde bile halen saha ve tesis sıkıntıları yaşıyoruz... Bir gün Dikilitaş'taki Süleyman Seba Spor Salonu'na uğrayın ve oradaki durumu gözlerinizle görün ...

O yüzden Şevket BELGİN'i bir daha anıyorum.... "Vasiyetin yerine gelmedi büyük Beşiktaşlı"...

Yazıyı dergimizden alıntı yaparak bitireyim;

"Nur içinde yat Şevket BELGİN... İsmin, senin gibi Siyah-Beyaz atan kalplerde ve isminin verildiği tesislerde sonsuza kadar yaşayacak"...

Tabii yapılırsa....


Ali MANDACI

6 Aralık 2008 Cumartesi

Fulya Projesi


Hesap ortada, sorular ve sorunlar da ortada ama muhataplarından gelmesi beklenilen yanıtlar ve çözümleri ara ki bulasın. Yıldırım Demirören ve Yaşar Aşçıoğlu kafadar olmuşlar. Biri acıklı bir hikayeye sarıp gözyaşı sergilemeye, diğeri de piyasa ağzı ile konuşup kendini mağdur göstermeye çabalıyor.

x + y = $

Matematik ima ile icra edilmez. Söylenilen oranlar, 17nokta 1’ler, 82nokta 9’lar eşitliğin bir tarafında yazılı olanlardır. Öteki tarafında yazılı olanlar ise kimin nereden ne kadar gelir elde ettiğidir ki Aşçıoglu niyeyse uzun sayılabılecek açıklamasında iki rakama yer vermiyor burada! Eşitliğin öte tarafında olması gereken hak var çünkü. Kimin kime ne kadar hakkı geçmiş var o yazıyor. Eşitliğin öte tarafında Beşiktaş’ın rızkı var; çalınan, kırpılan toprak var.

İskender Olmasaydım Diogenes Olmak İsterdim

Yıldırım Demirören Şubat ayı mali kongresinde görsel sunumlarla, yeni stad adlı kısa metrajlı filmi izlettireceğine Fulya konusundaki “şeffaf” olduğunu iddia ettiği proje bilgilerini aynı ihtimamla paylaşmış olsaydı daha yerinde olacaktı. Ne diyor Sayın Demirören? –“Beşiktaş’ın hakkını yedirmeyeceğim!” Buna birşey diyen yok zaten. Görevinizi icra etmiş olursunuz. Aksi takdirde, ilerde adınızın, soyadınızın saygı ile anılması için Beşiktaş Jimnastik Kulübü başkanlık makamını işgal etmiş olmanız yeter ve geçer akçe olamayacaktır maalesef. Saygınlık para ile tesis edilmiş olsaydı şu anda adım-soyadım diye devinmek durumunda kalmaz, akçeli işler için -bunlar bütün büyük projelerde olur ne kurcalıyorsunuz- gibi ucube bir tutum içine girmez, Beşiktaşın tek bir kuruşunun dahi heba olmamasına çaba gösteren bir iradeyi hiç bir gizlilik esasına dayandırmadan sergilemiş olurdunuz...

Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz

Hamasi nutuk yarışmasında birinciliğin verileceği gösteriye “Ben Beşiktaş Kulübünü Beşiktaşlıdan daha çok seviyorum” diyerek katılan müteahhit niyesini de söylemekten kaçınmıyor: “Karlı değil ama prestijli bir proje oldu.” Pardon! Prestij, senin piyasanda metrekare ile satılıyorken bizler sizlerle aynı dili zaten hiç bir zaman konuşuyor olmadık ve bundan sonra da olmayacağız.

-“Buyurun, yapmıyorum”
-Yapma!

Doğrudur, siz piyasa yapıcılarının izdivaçları dahilinde kendi adınızı dediğiniz gibi Beşiktaş’ın şehidi Şan Öktem’in adının yanına 2,5-3 milyon dolara yazdırabilirdiniz, kaldı ki bunun icrasının gönüllüleri de vardı. Lakin senin adın biz Beşiktaşlılar için Karun Hazinelerini bağışlasan dahi Şan ve Şeref ile asla anılmazdı. O yüzden, ‘Beşiktaş Kulübü beni tarihe geçirmiştir’ gibi self-servis bir payeyi kendinde görme! Hele ki, duyduğunu iddia ettiğin vefayı milyon dolarlara endekslemiş iken.

Sizlerin tarihteki yeri kestiğiniz faturalarda, yazdığınız irsaliyelerde kayıtlıdır sadece. Üstüne kaç kat çıkarsan çık, başın göğe değmez.

Medya Maymunları

Oynanan oyundaki rolünüzden ötürü sizlere medya maymunu diyoruz.

Başta Orhan Yıldırım gibi kendi cümleleri olmadan, sadece ağzına tıkanılan laflarla sözde gazetecilik yapan türevleri, bütün bu olan bitenin karşısında kulübün tüm karar ve yetki mercilerinde dile getirmiş olmalarına rağmen nihayetinde hukuksal zemine taşınarak hak mücadelesi veren Beşiktaşlıları üc-beş kişilik bir zümre diye adlandırıp Beşiktaş’ın önünü kesenler diye işaret etmektedirler.

İrinli kalemlerinin bundan sonraki icraatları taraftarı tam da şampiyon olabileceğimiz bir süreçte Beşiktaş’ın önünün kesilmesine müsaade etmeyin seklinde ‘uyarmak’ olacaktır. Futbol takımımızın alması muhtemel kötü sonuçlarını şimdiden Fulya üzerine yaşanılanlar ile ilişkilendirmeye kalkışan bu maymunlar bugüne değin ne ikinci lige düşen Beşiktaş Erkek Voleybol takımının başarısızlığındaki etkenleri incelemiştir ne de ikinci bir forması dahi olmadan namağlup şampiyon olabilmiş Hentbol takımımızı.

“Oyuna gelmeyin!” diye buyuruyorlar. Kim? Bizler mi yoksa siz medya maymunları mı? Oyunu oynayan sizlersiniz. Bir sirkin içindesiniz, sıranız gelince çıkıyorsunuz. Kiminiz afkuruyor kiminiz takla atıyor. Sizlerin bu demeçleri bu ülke topraklarında asırlardır ‘oyuna gelmeyin’ denilerek ‘hak aramayın’ faşizminin borazanlığını yapmaktır.

Beşiktaş’ın her bir metre karesi için, müzesindeki bir porselen tabaktan duvarındaki abide-i şahsiyetlerin yazılı isimlerine varana kadar tüm değerlerinin korunmasında ve kollanmasında mücadele eden ve bundan sonra da edecek olan her insana bunlar Beşiktaşlı değiller demek, hain yakıştırmasında bulunmak, sizlerin ve efendilerinizin acizliğinden ve zavallılığınızdan başka birşey değildir.


26 Ekim 2008 Pazar

Asıl Dava Açması Gereken Kim?


Hep söyledik ama düşünen, dinleyen kim?

Beşiktaş Başkanı taraftarlarını yanıltmaz, doğru bilgilendirir, yanlış düşünce ve davranışlardan kaçınır, Beşiktaş etiğine ve haklarına sahip çıkar.

İçinde bulunduğumuz yıl içinde dünya geneline yayılan ekonomik kriz, Sayın Yıldırım Demirören’i de etkilemiş.Etkilemiş ki, doğruları yazmakla bizleri bilgilendiren ve taraftara sahip çıkan Sayın Nilay Yılmaz hakkında, 12 Ağustos tarihli gazetesindeki köşesinde yazdığı “Borç değil, dert çok “ yazı içeriğine atıfta bulunularak “Yazıda yer alan ifadelerin bütünüyle incelenmesi sonucunda Yıldırım Demirören’in yetersiz, savurgan, yalancı ve işbilmez olduğu ima edilerek kamuoyunda küçük düşürülmeye çalışıldığı aşikardır” ifadeleri ile dava açma gereğini duymuş.

Yetersiz, savurgan,yalancı ve iş bilmez olmak nedir?

Savurgan olmak; Çok ve boşuna para harcamak,tutumsuz olmak.

Bu sezona kadar 50 nin üzerinde futbolcu transfer edildi. Edildiği gibi üstüne de tazminat ödenenler oldu. Tüm vb. giderler ama kulübün kasasından ama cepten karşılandı. Gelirimiz oldu mu? Olmadı. Ne yapıldı? Gelecek hesaplanmadan hep verildi. Sayın Yıldırım Demirören dört yıl önce (2004 yılında) göreve geldiğinde borcumuz 16 milyon dolardı. Bugün ise yaklaşık 120 milyon dolar!

Fulya’daki Plazalarda kat karşılığı verilmiş ve mahkemelik. Kısacası ortada ne var? Koca bir dert!..

Bunun adı, savurgan olmaktır.

Yalancı olmak; Gerçekleri söylememek.

Sayın Yıldırım Demirören,

“…Beşiktaş, Sivas Spor maçına Paf Takımı ile çıkacak” demişti.Demişti demesine de sonrasında ne yaptı? Çıkmadı.Çıkmadığın gibi bu konuda basın toplantısı yapacağını söyledi. Bunu da yapmadı. Yapmadığı gibi resmi internet sitesinden yazılı bir açıklama yaparak konuyu geçiştirdi.

Taraftar olarak ne dedik? “Beşiktaş Başkanı sözünü yemez”.

Bankaların internet sitelerinden doların yıllık faizini öğrenmek mümkün;

https://sube.garanti.com.tr/isube/vadelihesapislemleri/faizoranhesapla

Gerçek kişi olarak, 40 milyon doların, aylık faiz ödemeli 12 aylık getirisini dolar bazında hesaplattığımızda, 12 ay sonunda 40 milyon doları, 40 934 538.06 dolar olarak geri alabileceğimizi gördük.Yani 40 milyon doların yıllık faizinin 10 milyon dolar etmediğini öğrendik.Demek ki, neymiş? Doğru söylenmemiş!

Bunun adı da doğru söylenmediği için yalancı olmaktır.

Yetersiz olmak; eksiği olan,verimli olmayan. İş bilmez; Becerikli olamama,becerememe.

Beşiktaş’ın son 5 dönem bilançosuna baktığımızda;

2004 sonu bilançosunda kulübün net satışları 23.7 milyon Ytl düzeyindeyken bu rakam,2005'te 29.4 Ytl, 2006'da 27.3 milyon Ytl, 2007'de ise 45.2 milyon Ytl, olmuş.Üstelik 2007'nin ilk çeyrek bilançosuna göre satış gelirleri 40.9 milyon Ytl iken, satışların maliyeti 54.7 milyon Ytl olmuş. Yani zararına satış gerçekleşmiş.

2004 yılının yarısında kulübü devralan Yıldırım Demirören o yılı 8.7 milyon Ytl karla kapattıktan sonra deyim yerindeyse Beşiktaş’ımızın iki yakasının bir araya gelmediğini ifade etmek, yanlış olmaz herhalde.

Fulya konusunda Beşiktaş’ı zarara uğrattığı gerekçesiyle Kulübümüz (dolayısıyla başkanımız ve yönetim kurulu) aleyhinde açılan davanın yanı sıra “Şan Ökten” tesislerinin değiştirilmesine yönelik yapılan müdahalelere onay verilmiş yada sessiz kalınmıştır. Biz Beşiktaşlıların verdiği tepki ile imza kampanyası düzenlenmiş ve yapılan yanlışlığın düzeltilmesi istenmiştir.Yani yapılanlarla bir anlamda Beşiktaş ve Beşiktaşlılık ele,yüze, göze bulaştırılmıştır.Başka bir deyişle tüm bunlar, verimli olunamadığı için becerilememiştir.

Bunun da adı, yetersiz olmak, iş bilmezliktir.

Başkanımız Sayın Yıldırım Demirören söz konusu röportajında ”…Ben Beşiktaş’ın ihtiyacı olduğu için bu parayı verdim…40 milyon doların faizini hesaplarsanız, Beşiktaş’a senede 10 milyon dolar para kazandırdığım ortaya çıkar.. Kulübü o faiz yükünden kurtardım…” ifadelerini kullanıyor.

Nilay Yılmaz da yazısında “ …kulübün Başkan Demirören’e 40 milyon dolar borcu varmış ve nasıl bir faiz ve nasıl bir hesaplamaysa bunun senelik faizi 10 milyon dolar ediyormuş...

Anlaşılan o ki; Beşiktaş Başkanı hesaptan kitaptan da anlamıyor. Üniversitedeyken iktisat derslerinden zor geçerdim; ama bir ilkokul öğrencisi bile Demirören’in 10 milyon dolarlık faiz hesabının yanlış olduğunu anlayabilir...

40 milyon dolara yıllık 10 milyon dolar... Demirören bu hesaplamayı nasıl yaptığını bize bir zahmet anlatsa... Ya da böyle faiz veren yerler varsa, Demirören bir söyleyiversin de birikmiş birkaç kuruş parası olanlar da oralara yatırıp biraz para kazansın...” ifadeleri ile karşılık vererek toplumun ve Beşiktaşlıların açıkça “alaya” alınmasına tepki koymuştur.

Vallahi doğru. Bu sezon alınan Sivok ve Zapatocny’nin bonservis ücretleri için de sadece Nilay Yılmaz değil, biz taraftarlar da her zaman olduğu gibi verilen bu miktarlar için de üzüldük ve “Ah ulan! Amatörlüğün, alt yapının gözü kör olsun!..” diyerek söylendik.

Alnımızı Karışlamıştı.

Alnını karışlamak; Küçümseyerek meydan okumak.

Sayın Yıldırım Demirören'in,

“BONSERVİSLERİ adam başı 4.5 milyon Euro. Ben gittim, pazarlığını kendim yaptım ve aldım. Yaptığım pazarlık hakkında konuşanın ’futbolcular pahalı’ diyenin, onu diyenin, bunu diyenin alnını karışlarım. Bir daha söylüyorum alnını karışlarım. Herkes haddini bilsin.”

asıl bu ”davalık” sözleri nedeni ile kimin kime dava açması gerektiği ortada değil mi?

*Bilançolar ile bilgiler alıntıdır

7 Ekim 2008 Salı

Sinan'ı da Al Git!


Beşiktaş'ı düşünen ve Beşiktaş'ı gerçekten seven insan çoktan bırakıp, giderdi. Sizlerin de birgün bu kulüpten ayrıldığını göreceğiz. Beşiktaş'lının yarınlara ait umudu varsa, o yarınlar sizlerin gittiği gündür.