sonbarikat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sonbarikat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2011 Çarşamba

BURAYA NOKTA!


40 BİN kişiyiz...

Yazıyor çiziyoruz... 1'inci tekil şahıslar olarak birbirimizin "cıvıltı"larını dinliyor, gitgide "sosyal"leşiyoruz...

Bu kapsamda "blogspot" platformunda ayrı bir "barikat" yansımasına gerek olmadığını düşündük nihayetinde.

Ve yayınımıza, devam etmekte olduğumuz "sonbarikatbesiktas.com" üzerinden erişilmesini istedik.

“Beşiktaşlı olmak” ileri doğru 1 adım ise, bunun gereğinden kaçmak geriye doğru 2 adım götürür ki o yolun sonu fenadır…

Erdemlerden bir barikat örmüş bu gelenek; dileriz ki, oradan taş eksiltenin beli doğrulmasın…

Kardeşlikten, dayanışmadan, ortak ruhtan, adalet savunuculuğundan, tevazudan, dürüstlükten ısrarla geri duran kişiden Beşiktaş’ a gelecek fayda yalandır, suya yazılan yazıdır…

Biz, kalbimizde yüz yılı devirmiş yazılarla yaşayan Beşiktaşlılar, o sulardan uzak durmadıkça, kalbimizdeki o yazıların sahiplerine verilecek hesap var demektir.


Böyle yazmıştık daha önce. Baktık ki herkes bölüne bölüne, 1 nci tekilin kardeşi, kendinin dayanışanı, iç dünyasının ruh ortağı, sokakta beraber gezdiği beraber makara yaptığı kankasının adalet savunucusu olmuş.

Dürüstlük, tevazu sözlüklerden fırlama mumla aranılası "laf" olmuş...

Kendi adımıza hesabımızı veriyor, ve bu "blogspot" platformumuzu "arşiv" nitelikli bir alan olarak bırakıp www.sonbarikatbesiktas.com üzerinden yayınımızı sürdürme kararı alıyoruz.

SonBarikat.

20 Kasım 2010 Cumartesi

Zarya Kaspiya : 26 - Beşiktaşımız : 23

Hentbol Takımımız, EHF Kupası'nın 3.turunun ilk maçında Rusya ekibi Zarya Kaspiya ile karşılaştı. İlk yarısını 14-9 geride kapadığımız müsabakadan, 26-23 mağlup ayrıldık. Bol eksikle mücadele ettiğimiz deplasmanın rövanşı, 27 Kasım Cumartesi günü saat 17:00'da Süleyman Seba Spor Salonu'nda oynanacak.

Maç sonunda umutlu konuşan yardımcı antrenörümüz İlker Şentürk: "Taraftarımızın desteği ile Süleyman Seba'da turu geçen biz olacağız." dedi.

16 Kasım 2010 Salı

Başımız Sağolsun


Gençlerbirliği-Beşiktaş maci sonrasi, geçirdiği kalp krizi sonucu 25 yasinda yasamini yitiren Remzi Kaya'nın ailesine ve yakınlarına baş sağlığı diliyoruz.

10 Kasım 2010 Çarşamba

"VOLECİ" ŞEREF GÖRKEY


Seref Görkey, 1913 yilinda Istanbul’da dogdu.Annesinin söyledigine göre, yapraklar dökülürken…Çok küçük yasta Nisantasi’nda futbola basladi ama yetistigi yer Besiktas Genç Takimi oldu.Kisa sürede yildizi parlayan Seref Görkey, 16 yasinda kapisindan adimini attigi Besiktas’tan bir daha hiç kopmadi. Besiktas futbol tarihinde, 18’i resmi olmak üzere, tam 22 sampiyonlukta imzasi olan Görkey, dönemindeki Milli maç azligindan sadece 1 kez A Milli formayi giyebildi. 12 Temmuz 1936 tarihinde Yugoslavya ile oynanan ve 3-3 biten o maçta da, takimin ilk golünü kaydetti.
Araliksiz 20 yil Siyah-Beyaz formamizi giyen Görkey, futbolculugu biraktiktan sonra da futboldan kopamadi. Beykoz ve Adalet’in yani sira Besiktas’ta teknik direktörlük yapti. Ne garip ki yasami boyunca hep 10 numara giyen Seref Görkey'i, En büyük Besiktasli Atatürk'ün de ölüm günü olan 10 Kasim tarihinde kaybettik. Aramizdan ayrilisinin 6.yilinda saygiyla aniyoruz. Ruhu sad olsun.

5 Kasım 2010 Cuma

Porto: 1 - Beşiktaşımız: 1

Porto deplasmanında alınan beraberliğin anlamı büyük. Özgüveni tekrar kazanmak açısından paha biçilemez bir sonuç olduğu kesin. Özellikle 2. yarıdaki oyun takımın toparlanmaya başladığına işaret ediyor. Ayrıca CSKA Sofya’nın Rapid Wien’i yenmesiyle birlikte gruptaki işleri iyice kolaylaştırdı bu bir puan. Zira kalan 2 maçın da favorisi Beşiktaş.

Schuster’in Beşiktaş’ına yakışır bir şekilde bol aksiyonlu ve heyecanlı bir 90 dakika yaşadık. Bu 90 dakikanın en önemli özelliği ise takımın bir standartı tutturması. Porto arka arkaya pozisyonlar bulurken dahi dağılıp oyundan kopmayan, stratejisini uygulamaya çalışan soğukkanlı bir takım vardı sahada. Kimi aklıevvel skor yorumcuları “Schuster Beşiktaş’a ne vermiş” diye cahil cesaretiyle çıkıyorlar ya, işte Schuster’in Beşiktaş’ında farklı olan nokta bu “karakter”.

Bernd dayı, etkisiz eleman Tabata’yı daha önce pek yapmadığı bir şekilde 2. yarının başında oyundan alınca gidişat değişti. Son haftalarda formsuzluğu tavan yapan Holosko’nun oyuna dahil olup Beşiktaş’ı galibiyete doğru ivmelendirmesi şaşırtıcıydı. Keza Nihat’ın efsanevi golü de. Rüştü’nün hesapta olmayan boyun sakatlığıyla tekrar kaleye geçen Hakan’ın kronik zamanlama hatası ise hakemlerinkiyle beraber anılmalı. Auta giden topun peşindeki oyuncu düşerken ona yapılan müdahaleye penaltı verilmesi en hafif tabiriyle işgüzarlık.

Pozisyon niceliği açısından Porto önde olabilir ama bunların niteliği açısından iki takım arasında fazla fark yoktu. Toraman üst düzey bir stoperin görmeyeceği kartlarla oyundan atılmasa galibiyeti konuşuyor olabilirdik. Alt ligden gelen Ersan’ın yer tutuşu, hamle zamanlaması, hava hakimiyeti, oyun görüşü Porto karşısında da geçer not alırken, Toraman’ın dökülmesini ve stoper mevkisindeki yeterliliğini tartışmak gerek.

Maç öncesinde beraberlik herkesi fazlasıyla memnun ederken, galibiyetin kaçmasına üzülmek de varmış. Muhtemelen yıllar sonra bile Bobo’nun 3 kişiyi sırtına alıp 40 metreden yaptığı muhteşem aşırtma vuruşun gol olmamasına hayıflanacağız. Hayatta Beşiktaş, hayat da Beşiktaş...

SonBarikat

3 Kasım 2010 Çarşamba

Yıldırım Demirören' Açık Mektup


Konuk yazar Eski Milli Hentbolcu Zeki Pehlivan'dan, Yıldırım Demirören'e mektup.


" Sayın Yıldırım Demirören’e Açık Mektup

Sayın Başkanım, Siz Beşiktaş Spor Kulübü başkanı olarak gerçekleştirmeye çalıştığınız misyonu, futbol ve basketbolda gerçekleştirme yolunda hızla ilerliyorsunuz. Futbolda transfer ettiğiniz sporcular tüm Türkiye tarafından beğeniyle izleniyor. Son zamanlarda da basketbol için gerçekten çok çok önemli bir transferi gerçekleştirdiniz. Ve sanırım birçok sporsever (biz de dahil) yeni transferiniz İverson’u izlemek için salona gideceğiz. Bu, sadece basketbol değil tüm spor branşları adına da gerçekleştirilmiş önemli bir başarı. Bunun devamının da geleceğini düşünüyorum. Tüm camiaya ve Türk Sporuna hayırlı aynı zamanda da tüm altyapı sporcularına iyi bir örnek olmasını dilerim.

Ancak, kulüp olarak sıranın Hentbol branşına geldiğini düşünüyorum. Hentbolün Türkiye’de oynanmaya başlamasından beri istikrarlı bir şekilde devamlılığını sürdüren Beşiktaş Hentbol Takımı’nın, bu istikrarını daha üst ve uluslararası düzeyde başarılarla taçlandırabilmesini istemekteyiz. Bu düşüncemi sanırım tüm Hentbol ailesi paylaşacaktır. Bunun için, basketbol ve futbolda yaptığınız cesur, aynı zamanda fedakarlık gerektiren çalışmaları Hentbolde de yapmanızı bekliyoruz. Çünkü, böylesine uzun süreli bir istikrarı devam ettiren en değerli kulübümüz Beşiktaş’ın Hentbolde daha kaliteli ve seyirci potansiyeli, izlenme oranı çok yüksek ülkelerle oynaması gerektiğini düşünüyorum. Diğer transferleriniz kadar yüksek maliyetlere ulaşmayacak bu hamlenin enaz 2-3 çok kaliteli oyuncu ile desteklenerek, Türk Hentbolüne getireceği katkıyı çok iyi tahmin edebiliyorum. Bu hamlenizin, diğer değerli dost ve rakipleriniz Galatasaray, Fenerbahçe gibi kulüpleri de motive edebileceğini düşünüyorum. Eski bir hentbolcü olarak gönlümden geçenleri yazmak ve size ulaşıp ulaşmayacağını bilememe rağmen bunu yazmak istedim.

Umarım tüm hentbol camiasının katılacağını düşündüğüm bu dileğimi değerlendirmeye alır, gerekli çalışmaları ilgili kurullarınız vasıtasıyla yürütürsünüz. Şimdiden, şahsınıza ve kulüp olarak bu devamlılığı sağlayan sizden önceki başkanlara da, bugüne kadar ki destekleriniz için teşekkür eder, saygılarımı sunarım. "
Dr. Zeki Pehlivan
Eski Milli Hentbolcu
SonBarikat

2 Kasım 2010 Salı

Beşiktaşımız :3 - Bursaspor : 0 (A2)






Havanın güzelliği ve maçın oynanacağı sahanın da bulunduğum civara yakın olması, Beşiktaş A2 takımını izlemem için yeterli sebeplerdi. Bir de bu sezon kendilerini hiç izleyememiş olmam da etkenlerden biriydi tabi… Şansıma; U19 milli oyuncuları takıma dönmüş ve Onur ile Ali Kuçik gibi A Takım klâsındaki isimler de tekrar A2’ye devredilmişti. Yani ideal bir kadroyu izleme fırsatı doğmuştu maçı izleyenler adına… Ancak aynı şans, saha koşullarında yoktu maalesef. Korkunç bir zemin vardı… Zaten tam olarak “çim” denemezdi sahaya, yer yer çimler vardı; tıpkı 80’lerde olduğu gibi. Buna yağmurla birlikte, toprağın yumuşaması da eklenince; depar atmak bile çok zorlaşıyordu genç oyuncular için. Diz döner, bilek burkulur; her türlü tehlikeye açık bir saha… Zaten Caner Turp, ikinci yarıya çıkamadı dizindeki sakatlık sebebiyle. Daha önceden mi bir şey vardı, zeminden mi gitti bilemiyorum.


İlk yarıya biraz geciktim, stadın girişini bir türlü bulamadım… Uzaktan görünüyor ama nereden giriş var belli değildi, neyse tecrübelendik artık. Tribünde bir yer beğenip, oturdum. daha sonra farkına vardım ki; Raşit Çetiner de aynı mekanı beğenmiş, bir koltuk önümde maçı takip ediyordu… “Onur’u iyi izle hoceaaa!” gibi bir apaçilik yapmadım, merak etmeyin… İyi ki de yapmamışım zaten, Onur forma giydiği 45 dakika boyunca “sakınarak” oynadı. Ali Kuçik’e attığı bir derin pas haricinde sahada yoktu. Ümit Milli Takım Hocası tribündeyken doğru mu yaptı, yanlış mı bilemiyoruz. Ama galiba doğruyu yaptı… Zaten artık A Takım’da düşünülen bir oyuncu, bu sahada kendini heder etmesi pek mantıklı olmazdı.

Bir altyapı takımını ilk kez bu kadar “A Takım’a benzer” anlayışta gördüm. Defans epey önde oynuyor, takım topsuz oyunda 4-5-1 halini alıyor ve alan kapatıyordu. Bununla beraber bazı bireysel taktikler de A Takım’la örtüşür özellikteydi; Samet, tıpkı Tabata modeli bir görev almış, içe hareketlenip sağbekine (Oğuz) alan bırakan bir kenar oyuncusu gibiydi. Ali Kuçik ise solda görünse de, hücumda mutlaka forveti ikiliyordu. Onur da, Semih – Emir ikilisinin hemen önündeydi, bu da son Sivas maçındaki A Takım ortasahası mantığıydı.

Zemin dolayısıyla maçta pozisyon sıkıntısı yaşanıyordu genel olarak, zaten bir oyucunun driplinge kalktığını göremeden maçı bitirdik… İki takım da uzun top yolunu seçmişti mecbur sebeplerle. Bu bağlamda Atınç, 1.96’lık boyuyla Beşiktaş savunmasında sigorta gibiydi. Beşiktaş adına bulunan iki güzel pozisyon vardı, ikisi de duran toptu. Caner, yine beklediğimiz üzere harika kesmeler yaptı. Kafaları vuran Ali Kuçik’ti; birinde top az farkla auta gitti, diğerinde ise direkten döndü. Ancak direkten dönen pozisyonda bayrak kalktı, yine de Caner’in ortası ve Ali’nin kafası hatıra kayda değer gördüğüm bir pozisyondu.


Bursaspor’un ise hızlı çıkarak yakaladığı iki net pozisyonu vardı. Birisinde top direkten döndü, diğerinde Emir hızlı geriye dönerek atağı sonlandırdı. Bursaspor’un Eren ve Muhammed’den boşalan 11 – 9 numaraları, gayet iyi çocuklara devredilmiş… Bugün o formayı giyen iki oyuncu da çok etkiliydi. Raşit Hoca’nın elindeki oyuncu listesinden kopya çektim; 11 numara Emre Pehlivan’mış. Zaten hali hazırda birçok genç milli takım forması giymiş, ancak ayağı kırıldığı için son dönemde piyasada yokmuş. Bir kenar oyuncusuna nazaran gayet iyi bir boya sahip (sanırım 1.85 civarıydı) ve maç içinde devamlılığı var. 9 numaraları ise Okan Deniz. 94 doğumlu olmasına rağmen gayet güçlü bir santrafor gibi duruyordu bu yaş kategorisinde…

İkinci yarıya başlamadan önce, Beşiktaş’ın hücum edeceği kaleye daha yakın olmak için yerimi değiştirdim. Totem yapmadım ama sonucunda 3 gol geldi, neyse… Mailleşme yoluyla da olsa küçük bir tanışıklığımız olan Oğuz Ceylan’ın ağabeyi hemen yanımdaydı, ilginç bir tesadüf oldu. Kendisine Schuster ve Oğuz sorularını yönettim tabi… Tayfur Hoca, kupa maçlarında Oğuz’u değerlendirebileceklerini söylemiş, umarım Gaziantep BLD. maçında fırsat bulur. Daha sonra ise kendisini tanıyan Cumali yanımıza geldi, muhabbet daha da güzelleşti.
Neyse maça dönelim; Onur’un yerine oyuna dahil olan Volkan Ekici maça damga vuracaktı… Bilindiği üzere kendisi bu sezon Almanya’dan getirildi. Fizik olarak olumlu anlamda sırıtıyor, çok güçlü görünüyordu. Hatta Cumali’ye espri babında “bu çocuk Holosko’dan güçlü yahu” dedim, katılmadı. “Yok be abi, Holosko’ya biz omzu atıyoruz, kendimiz düşüyoruz… O olsun, Nihat Abi olsun taraftardan korkmaya başladıkları için oynayamıyorlar.” Dedi, haklıydı da… İddia ettiğine göre Volkan, topla da harika giden bir oyuncuymuş fakat bu zeminde gösteremiyormuş…


İlk gol gayet organize bir ataktı. Hızlı gelişen oyunda; Ali Kuçik soldan topu sürdü, Oğuz bir diğer kanatta bindirmeyi yaptı, Ali Oğuz’u gördü, Oğuz da boşta olan Volkan’ı… Keyifli bir gol oldu. Caner’in oyundan çıkmasından sonra duran topları kullanan Oğuz, yine bir serbest atışta vuruşunu yaptı, top arka direkte Volkan’da kaldı, o da Atınç’ı gördü ve 2-0 oldu. Çok geçmeden de penaltı kazanıldı ve takımın penaltıcısı Kemal, topu çatala gönderdi. Bu dakikadan itibaren, muhtemelen hakeme küfür eden Ali Kuçik’in kırmızısı dışında olağanüstü bir durum yaşanmadı. Beşiktaş A2 takımı; kendini çok zorlamadan, konsantrasyonunu hiçbir saniye bozmadan oynadığı maçta, taktik becerisiyle lideri farklı mağlup etti diyebiliriz…


Bireysel olarak değerlendirmelere, sadece olumlu tarafından bakarak gireceğim. Bu sahada “şu kötüydü” demek olmaz… Geçmişten izlediğim oyuncular arasında, en çok kendini geliştirmiş gördüğüm isimler Oğuz ve Atınç’tı. Zaten her ikisi de A Takım’la idmanlara çıkıyor zaman zaman… Bu sezon Fenerbahçe’den alınan, Fransa doğumlu Semih Beyaz merak ettiğim oyunculardandı. Ortasahada gayet iki taraflı çalıştı, atletik bir oyuncu. Bununla beraber topla ilişkilerde de sıkıntısı yok, zaten solak bir insanın topla kötü olması düşük bir yüzde… Kendisini daha rahat değerlendirmek için iyi bir zeminde görmemiz gerekiyor, ancak bana umut aşıladığını söyleyebilirim. Gençlerbirliği’nden alınan Kemal Akbaba’dan ise pek bir şey anlamadık. Kendisini test edeceğimiz bir pozisyon yaşanmadı, sahanın en yaşlı oyuncusu olduğu için fizik olarak iyi duruyordu. Ancak bu sezon epey gol atan bir oyuncu, penaltıdaki vuruşuyla “şut” konusunda maharetli olduğunu gösterdi.


Cumali’nin “Ernst’in bölgesine oynatılırsam, bu yaşımda bile hiç sırıtmam...” sözüyle günü noktaladık. Kendine hayli güvenen ancak bir o kadar da mütevazı, şeker gibi bir kardeşimiz. Omzu çıkmasaymış, Porto – Manisa gibi maçlarda kadroda olması kesinmiş… Şanssızlık. Ali Kuçik’e sitemli bu konuda, “Fırsatını bulmuşsun Porto maçında, değerlendireceksin. Heyecan, meyecan dinlemeyeceksin be abi...” dedi ve ekledi; “Bana fırsat geldiği gün, bu dediğimi hatırla :)” Kısa bir muhabbetle de olsa, kendisiyle tanıştığıma çok memnun oldum...


Takım bugünkü performansıyla, maç sonundaki yemeği kesinlikle hak etti. Hatta Sinan Vardar’ın bu tip yemekleri çoğaltması gerekiyor. Hem birlik beraberlik, hem de güçlenmek için... Malum, her iki gurbetçi kökenli oyuncu da (Volkan, Semih) fizik olarak çok farklı duruyorlardı… Bir dahaki iç saha maçı Fenerbahçe ile. Bu ufak çaplı derbi İnönü’de oynatılsa ne güzel olurdu, hazır zemin de adam edilmişken…


Mustafa Demirtaş

http://cartalete.blogspot.com/2010/11/a2-mac-analizi-besiktas-a2-3-0.html


Harika maç yazısı için Mustafa Demirtaş'a sonsuz teşekkürler.

Daha fazla fotoğraf için...

31 Ekim 2010 Pazar

Beşiktaşımız : 2 - Sivasspor : 1


Özkaynak hakkındaki tavrımız belli. Bu sistem içinde gelen oyuncunun yeri ayrı bizde. Arzulu ise, mücadele ediyorsa, layığını yapmaya çalışıyorsa daha da kıymetli oluyor. Bu bahsedilen niteliklerin tamamı Necip Uysal’da mevcut. Bu yüzdendir ki, bu akşam yediğimiz golde büyük hatası olmasına rağmen Beşiktaş tribünleri adını haykırmıştır. Çünkü Necip, Beşiktaş’tır.



Maçın geri kalanına baktığımızda, iyi başlayan; ancak kötü devam ettiren bir Beşiktaş var. Kısa sürede 2-0’ı elde ettikten sonra kontrolü elde tutup, farkı arttırmayı beklerken tam tersini gördük. Geriye yaslanıp, kapanan bir Beşiktaş. Bu halimizle Sivas’a özgüven sağladık. İkinci yarı ile birlikte daha fazla üstümüze geldiler, tehlike yarattılar. Bireysel hatadan yediğimiz golle de oyuna ortak oldular.



Skor ne olursa olsun, Beşiktaş gibi bir takımın kendi evinde söz sahibi olması gerekir. Yenilen hatalı gol sonrası takımın demoralize olma süresi kısa olmalı. Aksi takdirde bu akşamki gibi maçlar çıkıyor ortaya.



Tabata ve Holosko ile mücadeleye başlayan Beşiktaş, zaten sahaya 9 kişi çıkmış gibi oluyor. Kilit nokta olan orta saha, bu özellik ile daha da önemli bir hal alıyor. Guti’nin özverili mücadelesi, Necip’in hırsı ve Ernst’in soğukkanlı yapısını 2 katına çıkarması Beşiktaş’ı rahatlatan sistem oluyor. Fakat bu 3 oyuncunun da insan olduklarını unutmamak lazım. Ayrıca Sivaslı oyuncuların sert oyun anlayışları bizi yıpratan başka bir detay. Hakemin de kartlarını nedense ilk yarıda kullanmamayı tercih etmesi soru işareti. Guti ile Keita arasındaki dialogu görmeyen 4. hakem, sadece uzatma dakikalarını göstermekle mi yükümlü?



Eksikler bolken, yedek kulübümüze bakınca insan yüzünü ekşitiyor. Sarı kartlı Guti’yi oyundan alan Schuster’in, oyuncu değişikliklerini eleştirmek bu yüzden yersiz. Schuster’in yüz ifadesi de içinde bulunduğu çaresizliği net şekilde ortaya koyuyor.



Takımın olumlu hanesine yazılacak isimlerden bir tanesi Ersan. Toraman’ın hata üstüne hata yaptığı mevkide, Ersan ilerisi için umut veriyor. Bu akşam kusursuza yakın bir oyun sergiledi. Guti ise utandırmaya devam ediyor. Saha içerisindeki en arzulu adam desek, abartmış olmayız. Daha önünde uzun yıllar varmış gibi oynuyor. Futbol coşkusundan hiçbir şey kaybetmemiş. Keşke Holosko’ya ders olsa. Tabii Holosko bu dersi kavrayabilecek bir oyuncu olsaydı, şu an bu kadar verimsiz ve isteksiz olmazdı.



Ligde 3 hafta kaybettikten sonra kazanılan 3 puan önemli olacaktı, öyle oldu. Galatasaray maçına kadar kayıpsız ilerlemek, hem moral bulmamızı sağlayacak, hem de kazanma olgusunu tekrar elde etmemizi sağlayacaktır. Takımın bunu alışkanlık haline getirmesi işimizi kolaylaştıracaktır sonrası için.



Artık gözler Porto’da.


SonBarikat

Beşiktaşımız : 0 - MEF Okulları : 3

Erkek Voleybol Takımımız, ligin 3.haftasında MEF Okulları'na 0-3 mağlup oldu. Müsabakanın setleri 22-25, 24-26, 16-25 bitti.

30 Ekim 2010 Cumartesi

Allen Iverson Beşiktaşımız'da


NBA'de 4 kez sayı kralı, kariyer ortalaması da 26 sayının üstünde olan The Answer artık kulübümüzün sporucusu. Tüm dünyada yankı uyandıran böylesine büyük bir transferi gerçekleştirmek çok büyük bir başarı.

Sol omzunun başındaki dövmede yazan 'Only The Strong Survive' cümlesi, adeta Iverson'un hayatını özetliyor. Iverson'ın da acıklı bir hayat hikayesi, sorunlu bir aile yaşantısı ve yaşadığı güçlükler var. Lise yıllarında ırkçı bir grupla çıkan kavga sonucu 4,5 ay hapiste kalan Iverson'a, özellikle hapisteyken sağ koluna yaptırdığı panter dövmesi nedeniyle, ABD'nin dindar ve ırkçı kesimi oynadığı çoğu maçta tepki göstermiştir. Iverson'ın cevabı ise hiç durmadan sayı atmak olmuştur.

Maddi imkansızlıklar nedeniyle öğrenimini yarıda kesen Iverson, NBA tarihinin gelmiş geçmiş en iyi draftı olarak gösterilen 1996 seçmelerinde birinci sırada seçilerek Philadelphia 76ers formasını giymeye başlamıştır. 1997'de Yılın Çaylağı seçilen Iverson, 2001 yılında ise dünyanın en iyi basketbolcusu ödülüne layık görülmüştür. 4 kez NBA sayı kralı olan, 11 kez NBA All-Star maçına davet edilen Iverson, artık kariyerine kulübümüzle devam edecek.
Bizleri çok sevindiren bu transfer aynı zamanda kafamızda bazı soruların uyanmasına da yol açmıştır.

Adına Cola Turka ekleyerek mücadele eden basketbol takımımızda daha geçen seneye kadar oyuncular paralarının ödenmediği için antremanlara çıkmıyor, takım kaptanı hukuki yollara başvurmayı ima ediyordu. Buna yöneticilerin cevabı ise 'kulaklarını çekeceğiz' oluyordu. Şimdi ise 4 milyon dolarlık bir transfer yapılıyor. Geçen seneden bu seneye neler değişti, bilemeyiz. Ancak bu rakam her şeyden önce 'Cola Turka' adının gereksiz olduğunu gösterir. Dünyada adına reklam almadan başarıdan başarıya koşan kulüpler varken, Iverson'ı transfer edecek güçte olan kulübümüzün adının böyle reklamlarla kirletilmesine bir son vermenin zamanı geldi de geçiyor. Ayrıca madem 4 milyon dolarlık bir basketbol transferi yapılabiliyor, o zaman neden 5-6 ay önce medyaya malzeme verecek kadar kötü bir anlayışla oyuncuların parası ödenmiyordu? Bunu gerçekten merak ediyoruz. Hentbol şubesinin mali sorunları da 4 milyon doların çeyreğinin çok daha altında bir miktarla çözülebilirdi. Yöneticilerimizin bir kez daha bu konular üzerine yoğunlaşmasını talep ediyoruz.

Bu transferle birlikte basketbol şubesi ve diğer amatör branşlara üvey evlat muamelesi reva gören yönetim anlayışının son bulmasını umuyoruz.
Iverson'ı Beşiktaş'a kazandıranlara teşekkürler...

29 Ekim 2010 Cuma

Sevin Okyay - "İlk Romanım" İmza Günü

Beşiktaşlı Ablamız’a Gidiyoruz
31 Ekim 2010, Pazar günü (12:00-15:00)
Büyükçekmece’deki Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde
Can Çocuk Standı 2. Salon 504 numaraya SİYAHHHH diye seslenirseniz, yankısı BEYAZZZZ olacaktır

28 Ekim 2010 Perşembe

Böyle Şaka Mı Olur? Beşiktaşımız : 3 - Mersin İdman Yurdu : 0


Ligde üst üste alınan 3 mağlubiyet, akabinde bir de Porto yenilgisi olunca, “bir seriye bağlamak şart” fikri oluştu kafalarda doğal olarak. Bu serinin başlangıcı için de ideal bir maç görünümünde idi Mersin İdmanyurdu müsabakası.

Fakat Beşiktaş, "ama nasıl olur?" dedirtmeyecek şekilde, bu işin o kadar kolay olmadığını gösterdi bizlere. Sahaya, genç hüviyetli bir kadrodan ziyade “tecrübeli” bir takım ile çıksak bile sıkıntıda olduğumuzu gördük aslında. Muhtemeldir ki takımımızın ve hocamızın kafasında kArtal'ın moral kazanması için, üst üste gelen mağlubiyetler sonrası alınacak bu ilk galibiyetin anlamlı olacağı vardı . Takım ve hocanın kafasında bu vardı. Var olanı ne kadar sahaya yansıttık? Orası meçhul.

İlk yarıya bakıldığında “sözde” arzulu bir Beşiktaş vardı. İsteyen; ancak istediğini elde etmek için varlık gösteremeyen. Bol pozisyonumuz varmış gibi gözükebilir. Evet, pozisyonumuz var. Olmayan şey tempomuz ve yırtıcılığımız. Bu ikisi olmayınca da rakip kendine hem alan buluyor, hem dinlenme fırsatı elde ediyor, hem de atakları rahatça savuşturabiliyor.

Beşiktaş’ın en büyük sıkıntısı sonuca gidememek. Topu bir şekilde ceza sahası önüne getiriyor, sonrasında tıkanıyor. Bunun temel sebebi o bölgedeki oyuncuların kalitesi. Tabata ve Holosko’nun sürekli şans bulduğu bir Beşiktaş, ne yazık ki bu türden maçları sıkça yaşar. “Pırpır” oyuncu konumundaki Tabata, sahanın her yerinde ve hareketli bir görünüm sergiliyor. Verimliliği ise görünümden ibaret. Beşiktaş’ı hedefe götüren bir oyun yapısı olmadığı gibi, topla sürekli oynama isteği yüzünden her pozisyonun içinde yer alarak, pozisyonun olumlu sonuçlanmasını engelliyor. Yüksek bonservis miktarının sayesinde Beşiktaş’ın oyuncusu olmaya devam eden Tabata, umuyoruz ki sadece sakatların yoğun olduğu dönemde tercih edilen bir isim olur. Tabata’dan sonra verimsizlik konusundaki ikinci isim Holosko. Uzunca bir süredir kafasında Beşiktaş’ı bitirmiş görünüyor. İkili mücadelelerin büyük bir kısmını kaybettiği gibi, son vuruşlarda oldukça başarısız olarak, müsait durumlarda Beşiktaş’ı tabelada rahatlatma görevinden uzakta. Bu ve benzeri oyuncular ile sonuca ulaşmamız çok zor görünüyor.

Ernst-Necip-Guti orta sahasının verimini yaşayan bizler için ne yazık ki Fink vasat altı oyuncu konumuna düştü. Her daim iş ahlakı ile takdiri hak eden oyuncu konumunda. Fakat onun mevkisindeki orta saha oyuncuları düşünüldüğünde (sakat Marco dahil) Fink, bu bölgenin en zayıf halkası. Schuster’in kafasında olmadığı da çok belli. Şu an sakatlıklar nedeniyle şans buluyor. Uzun zamandır maç yapmadığı için bu fırsatı ne kadar değerlendirdiği de ortada.

İyi şeyler yok muydu peki? Vardı… Guti vardı. Türkiye’ye geldiği dönemde, “para için geliyor, yatmaya geliyor, 2 maç oynar sonra keyfine bakar” denilen Guti vardı. Maçın ilk dakikasından itibaren çabalayan, sürekli dikine oynamayı tercih eden, gol geciktikçe daha çok hırslanan bir Guti. Attığı gol sonrası sergilediği beden dili durumumuzu özetler haldeydi.

İsmail vardı... Sıfıra inip, yaratmaya çalıştığı tehlikeler, Bobo’ya attırdığı gol. Temelde iki eksiği var İsmail’in. Savunma yönü, hücum yönü kadar zengin değil. Ve maç içerisinde zaman zaman sürekliliğini kaybediyor. Ve bu yüzden İbrahim Üzülmez o bölgede ilk tercih. Bu iki durumu dengelediği takdirde İsmail daha çok oynar ve biz, soldan gelen ortalar ile daha çok gol görürüz.
Necip ve Onur vardı. Bu gece Beşiktaş’a müsabakayı kazandıran isimler olarak anılacaklar. Kayserispor maçı sonrası, oynatıldıkları için hocaları suçlanmıştı. Orta sahamıza da kreş benzetmesi yapılmıştı. Kartal Yuvası’ndan Kartal çıkar!

Sırılsıklam geceyi bir şekilde sonlandırdık. Kulağımıza küpe, bize ders olsun niteliğinde bir maç olarak gerilerde kalması arzumuz. Şimdi tekrar lige dönüp, sıçrama yapmanın vaktidir. Takımımızın bunu yapabileceği inancı her zaman baki bizlerde.

Bu hava şartlarında Beşiktaş’ını yalnız bırakmayan Beşiktaşlılar ile, kilometrelerce uzaktan Mersinler’i için Şeref Bey’e gelen Mersin İdman Yurdu taraftarı gecenin yıldızı olmuştur.

26 Ekim 2010 Salı

Alayını Çizeriz!


Yavru Kartal'dan güzellik.
Yoruma ne hacet.
SonBarikat

25 Ekim 2010 Pazartesi

Beşiktaşımız : 0 - Kayserispor : 1

Sokağın tavanı kadar inanıyoruz sizlere...

Görmedi gözlerimiz senden başka bir aşkı
Yıllardır dilimizde her zaman aynı şarkı
İstersen bu dünyayı döndürürüz tersine
Sen yoksan Beşiktaşım her şey boş bize
SonBarikat

23 Ekim 2010 Cumartesi

Beşiktaşımız : 32 - Ankara 06 Aterspor : 18

Süleyman Seba Spor Salonu'nda Ankara 06 Aterspor'u ağırlayan hentbol takımımız, rakibini 32-18 mağlup etti.

İlk yarıyı 13-10 önde kapayan takımımız, Bülent (1), Kosyak (4), Zeliç (7), Ercan (8), Oğuzhan (5), Tolga (3), Nesih (2), Valeri (2)'nin golleri ile mücadeleyi 32-18 kazandı.

Sahaya, " Gücümüze Güç Katan, Formamıza Ter Olan Taraftarımıza Sonsuz Teşekkürler " pankartı ile çıkan canımız Kartallarımız'a teşekkür ederiz.

Bu Alemde Ekol, Beşiktaş Hentbol!

SonBarikat

Daha fazla fotoğraf için...

22 Ekim 2010 Cuma

Beşiktaşımız : 1 - Porto : 3


Tam Rıza Kaptan’ın “basit goller yedik” klişesine uygun bir maç oldu. Onca eksiğe rağmen Porto karşısında oynanan oyun kötü değil; yetersizliklerden bahsedebiliriz. Kırmızı karta kadar daha baskın gözüken taraf olsa da, Porto’nun hem bu sürede hem de 10 kişi götürdüğü 60 dakikada net pozisyonlar bulduğu söylenemez. Hakan’ın klasikleşen yan top ıskasının üstüne Zapo’nun Güiza’nın golündeki hatasını hatırlatan ıskası gelince rahat kazandılar. Son golde ise savunma dengesi kalmamıştı zaten.



Maçın başındaki karşı karşıya pozisyonda Nihat seçimini yalpalayarak topa vurmak yerine düşmekten yana kullansa kalan 87 dakika Porto’nun ummadığı bir havada geçebilirdi. Ancak Nihat topu kaleye sokamadığı gibi penaltıyı da alamadı. Nobre elinden geleni yapıp yeteneksizliğine rağmen maksimumunu ortaya koyarken onu bu halde görmek kahredici. Sakatlıklardan dolayı yaşadığı fiziksel gerileme baki ama mental olarak da futbolla işi bitmiş gibi. Diğer tarafta ise Tabata var: Francesco Manassero’yla beraber Beşiktaş’a giren en büyük kazık. Şunu yapamıyor, bunu edemiyor diye sıralamak manasız; iyi yapabildiği tek iş duran top kullanmak. Yazının girişindeki yetersizlikler bunlar işte. Haliyle, rakip yarı alanda kamp kurmuş vaziyetteyken dahi Beşiktaş’ın yaratıcılığı sıfıra yakınsadı. Sonuçta Hilbert’in ortaları yerini bulmadı, ölü toplar fayda sağlamadı.



Mağlubiyete karşın Beşiktaş’ın diri ve vasat-üstü olduğunu söylemek mümkün. Üretkenlik kısmı malum sebeplerle eksik kalsa da tam kadro ile neler yapılabileceğinin sinyallerini aldık. Tabii bu seviyede oynarken basit hatalar yapmamak işin temel kuralı. Porto gibi kurumsallaşmış takımlar bunları affetmiyorlar. Taze örneği Manchester United-Bursaspor maçıdır. Standart yaratmak kolay iş değil; Schuster’den yana umudumuzu en kestirmeden böyle anlatabiliriz.
Dayıyı Hakan konusunda eleştirebiliriz. Özgüveni sarsılmış bir kaleci takım için her şeyden daha tehlikelidir. Ayrıca elde iyi kaleciler varken Hakan’da ısrar etmek herkese zarar veriyor. Bu, bir kısım taraftarın iğrenç tavrını haklı çıkarmıyor elbette. Hakan’ın Beşiktaş’ı ipten aldığı maçlar arşivlerde. Vefa mefhumunu hatırlamakta yarar var. Dayı da Cenk’i unutmasın.


Necip’i övmüyorsak, alıştığımızdan.


SonBarikat


17 Ekim 2010 Pazar

Öyle Bir Geçer Zaman ki

Öyle Bir Geçer Zaman ki (vimeo)

Öyle Bir Geçer Zaman ki (youtube)

Beşiktaşımız : 2 - Manisaspor : 3




Sezon başından beri 28-30 bin kişiye oynayan Beşiktaş’ın, Guti ve Quaresma’nın yokluğunda 15 bin civarında –çoğu kombineli- bir kitleye oynaması dikkat çekiciydi. Demek ki takımın heyecan ve oyun zevki olarak aşama kaydetmesi, mücadele iştahını artırması filan insanların umrunda değil. Tabii yönetimin 45 TL’lik bilet politikası da müthiş. Aslında politika değil bu, zira politika manevra gerektirir; dünkü şartlar göz önüne alındığında, fiyatların düşürülerek taraftarın stada gelmesi sağlanmalıydı. Ancak Beşiktaş yönetiminde öyle bir akıl yok. Her halükarda taraftar desteğinin tam olmasıyla övünen şampiyon Bursaspor’un bile tribünlerdeki boşluklardan yakındığı bir futbol atmosferi var memlekette. Türkiye futbolunu yönetenler bunu bir düşünsünler.





Tribünlerden girmişken devam edelim. Son yıllarda türeyen “kaleci düşmanı” bir güruh var ki insanı futboldan soğutuyor. Kalecinin kaderidir, eyvallah, fakat önümüzde Runje örneği var. Hakan’ı da benzer bir şekilde infaz etmek üzereyiz. Dün başlarda 80 olan özgüveni maç bitiminde 10 filandı herhalde. Islıklardan ve yuhalamalardan sonra istikrarlı bir şekilde saçmaladı maç boyunca. Skor dezavantajına rağmen kapalıdan yükselen “Hakan’ı yuhlayan siktirsin gitsin” tezahüratı ise hem sessiz çoğunluğu kendine getirdi hem de bu takımın bir bütün olduğunu aymazlara hatırlattı.





10-15 dakikalık tribün patlaması takıma olan inancın altını kalın bir çizgiyle vurgulamakla beraber, esasen bir sonraki sezonun garantisi olarak görülmeli. Beşiktaş, sahada gösterdiği dirençle ve oynadığı oyunla hala şampiyonluğun en ciddi adaylarından ama 8 haftada alınan 3 mağlubiyetin nihai puan durumuna katkısı düşünüldüğünde ligi şampiyon bitirememek kimseyi şaşırtmamalı. Bernd dayı; savunmayı orta sahaya yakın kurmayı, önde basarak rakibi baskı altında tutmayı, topa sürekli hakim olmaya çalışmayı, yüksek pas yüzdesiyle oynamayı hedefleyen kurgusu üzerinde ısrar ederse, başta belirttiğim gibi bir sonraki sezonun 1 numaralı favorisi olur Beşiktaş. O nedenle, oyuncu tercihlerinde ve maç stratejilerinde bazen hata yapsa da dayının kredisi çok. Zarfa değil mazrufa bakmayı bilenler için özellikle.





Dünkü maç için söylenebilecek fazla bir şey yok. Manisaspor, üretkenlikten uzak Beşiktaş orta sahasını çözmüş gözüktü. Buna rağmen, Tabata’nın verimsizliğinin iki aptalca hareketiyle birleşmesinden sonra bile ahım şahım bir oyun oynamadılar. Bireysel hatalar belirleyici oldu daha çok. Quaresma neyse de, aslolan, savunmaya yanaşarak oyun kuran ve hücumda Beşiktaş’ın zeka yükünü çeken Hazreti Guti’nin eksikliği. Tabata’nın kaçak oynadığı ve sonunda oyundan kaçak olduğu dakikalarda “der arbeiter” Fabianımız tüm iyi niyeti ve gayretiyle o role soyundu ancak onun da kapasitesi belli. Olmadı bir türlü.





Onur Bayramoğlu’nu Schuster daha iyi tanıyor sonuçta, lakin bu çocuk idmanlarda da böyleyse Tabata’nın yerine değerlendirilmeyi hak ediyor demektir. Necip zaten cepte; züper lig seviyesinde maç alışkanlığı kazanan Onur ve iyileşmeye başlayan Rıdvan da rotasyona girdiğinde, dayı, idealinin şekillendiğini fark edecektir. Şeref Bey’deki bir mağlubiyetten sonra bunları konuşabilmek saf bir iyimserliğin ürünü değil kesinlikle.





Tabata’nın yanı sıra, topu birkaç metreden kaleye sokma özürlü olan Nobre ve Holosko’yu da anmadan geçmemek lazım. Gelecek seneye yönelik tasarruflarında, Schuster’in, bu oyuncuların külfeti ne olursa olsun üzerlerini ısrarla çizip yönetime gider, hatta çirkeflik yapmasını istiyorum. Şimdilik Fatih Tekke’nin bir an önce takıma girmesini beklemekten başka çaremiz yok maalesef.




4 Ekim 2010 Pazartesi

Trabzonspor : 1 - Beşiktaşımız : 0


Son yıllardaki değil ama Şenol Güneş’in başında olduğu Trabzonspor özellikle kendi evinde ligin en korkulası takımlarından. Rakip teknik adamların bu deplasman için kağıda 3 puan yazması pek mümkün değil. Beşiktaş ise bunu gerçekleştirme ihtimali yüksek olan bir ekip haline geldi Schuster’le, ancak Şenol Güneş hem maç stratejisiyle hem de maç boyunca yaptığı değişikliklerle galibiyeti Trabzon’a getiren adam oldu. Futbol aleminin en underrated teknik direktörü ve kişiliği olması ülkenin acı bir gerçeği maalesef; biz hakkını teslim edelim. Ona saygımız büyük.




Gelelim Beşiktaş’a. Dayının ilk on birinin eleştirilecek bir yanı yok. Sağ bekteki Hilbert tercihi Nobre’yi zorunlu hale getirdi. Şaşkınlık yaratan nokta ise oyunun gidişatına olumlu yönde etki edememesi oldu. Beşiktaş orta sahası müthiş pres ve ikili-üçlü sıkıştırmalarla felç edilirken, Fenerbahçe maçındaki gibi orta sahadan oyuncu çıkarıp Bobo’yu sokması yanlışlarından biriydi. Holosko’nun en azından alan değiştirmesi sağlanabilir, sol tarafta çakılı vaziyette Serkan’ın markajında boğulmasının önüne geçilebilirdi. Fatih Tekke’nin dönüşüyle Nobre 3. tercih olur artık; oyundan bağımsız olarak sürekli geriye koşan bir santrfor Guti’yi hayattan soğutuyordur kesin. Tabata'nın sağda Hilbert'in yolunu açması güzel ama çizgiye indiği anlarda Hilbert'e yanaşarak rakip savunmanın dengesini ikili oyunlarla bozması beklenirdi. Trabzon’un en zayıf bölgesi olan sol kanadından Beşiktaş’ın skora yansıyacak aksiyonları üretememesine neden oldu Tabata.




Tabata-Necip ve Nobre-Bobo değişiklikleri ile Guti öne kaydırılabilir, böylece Guti’nin yorulması engellenirken, bu sezon görmeye alıştığımız baskın Beşiktaş orta sahası tekrar zuhur edebilirdi. Necip’i kullanarak Hazreti Guti’yi kaleye daha yakın bir pozisyonda oynatmak, Hilbert ve Bobo’nun sahada olmasını sağlayacak bir hamle olarak gelecek için mutlaka düşünülmeli.
Vurgulanması gereken önemli bir nokta da Beşiktaş’ın her halükarda oyundan kopmaması ve son ana kadar rakibi zorlaması. Dünkü haliyle de 100. yıldaki Trabzon deplasmanında Pancucan’ın 90’da kurtardığı Beşiktaş’ı hatırlattı. Teofilo’nun atıldığı pozisyonda bütün takımın olay yerinde olması da şahane. Yıllardır dilimizden düşürmediğimiz dayanışma yeşermeye başlamış demek ki.




Her ne kadar ciddi hatalar yapmış olsa da Schuster’e güven tam. Sonuçta Trabzon’da kaybetmek gayet doğal. Ayrıca dayının takıma hakimiyeti açısından geçilmesi gereken aşamalar bunlar. Buradan elde edilen veriler ilerisi için çok değerli.




Son bir söz de Kuddusi çapsızına. Rezil bir yönetim gösterdi. Sadece Teofilo’nun yumruğuna çıkardığı sarı kart bile yeterli. Sinan Engin buna torpil yapıp Ligtv’de yanına alsın. Zamanı geldi de geçiyor.



SonBarikat